|
28 Şubatçılar, bu ülkeyi adeta satmışlardı
Kategori: GüncelEklenme Tarihi: Şub 26th, 2010Ekleyen: admin
1996′da Benjamin Netanyahu’ya sunulan çalışmanın mimarları daha sonra; “Koca koca generallerin bu kadar kolay işbirliği yapacağını biz bile düşünememiştik” diyebiliyordu. İbrahim Karagül’ün yazısı 28 Şubat için yolsuzluk soruşturması açılmalı! 28 Şubat 1997′deki ünlü Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bu yana tam 13 yıl geçti. 28 Şubat 2010 Pazar günü saat 13.00′te Beyazıt Meydanı’nda geniş çaplı protesto gösterisi yapılacak, “28 Şubat Darbecileri Yargılansın”, “Gasp Edilen Haklar Geri Verilsin!” talepleri dile getirilecek. 13 yıl önce, Türkiye’de kendilerini seçkinci, dokunulmaz, devlet iktidarının gerçek sahipleri görenler, bu güçten hareketle, ülkeyi koruyup kollama gerekçesine sığınanlar, başkaları tarafından belirlenen tehdit tanımlamalarını öne sürerek Türkiye toplumunu ve devleti yeniden dizayn etme arayışına girişmişler, sokakları bölmüşler, bu ülke vatandaşlarının çok önemli bölümünü tehdit ilan etmişler, akılalmaz hak sınırlamalarına girişmişlerdi. Bugün, benzer senaryolar yüzünden gözaltına alınıp sorgulananlar, aslında yeni bir 28 Şubat projesinin zanlılarıydı. Çünkü ortaya çıkarılan bütün senaryolar, o dönemin tehdit algılamalarına göre hazırlanmış, aynı hedeflere odaklanılmıştı. Ancak 28 Şubat çokuluslu bir projeydi. Türkiye ile başlayıp biten, Türkiye’nin geleneksel iç iktidar kavgalarıyla sınırlı değildi. On üç yıldır, müdahalenin bu boyutunun yeterince tartışılamadığını üzülerek görüyoruz. Son darbe senaryolarının Türkiye dışı boyutlarına da hiç değinilmemesi dikkat çekici değil mi? Sanki bir güç, darbe senaryolarının, aylardır devam eden operasyonların Türkiye dışı bağlantılarına açılan kapıları birer birer kapatıyor. 28 Şubat; 1996′larda ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye, Ürdün, Mısır’ın oluşturduğu eksenin yeni Ortadoğu tasarımlarına göre şekillendirildi. Belirlenen tehdit uluslararası boyuttaydı ve asla Türkiye ile sınırlı bir durum değildi. Anglo-Amerikan-İsrail cephesinin bölge ve küresel tasarımlarına ayarlı bir Türkiye projesi uygulandı. 2001 yılında, henüz 11 Eylül saldırısı olmadan, ABD dünyanın büyük bölümüne savaş açmadan, Irak işgal edilmeden, terörle mücadele savaşı açıktan başlatılmadan bunları tartıştığımızı hatırlıyorum. O kadar zaman geçmesine rağmen, bugün hala benzer senaryolarla uğraşmamıza rağmen, 28 Şubat aktörlerinin uluslararası sistem tarafından neden ödüllendirildiğinin, neden bu sürecin yeni küresel eğilimlerle iç içe olduğunun sorgulanamaz olduğunu bilmiyoruz. O dönemlerde; yeni tehdit algılamaları pazarlanarak, Türkiye’de etkili çevreler kullanılarak, titizlikle hazırlanmış projeyi uygulayanlar, “Müslüman” kimlikli bütün organizasyon ve çevreleri hedef tahtasına koydu. Müslüman ülkelerin hiç birinde sistemle uzlaşmak isteyen Müslüman oluşumlara izin verilmedi. Pilot ülkelere “İslam’la mücadele projeleri” sunuldu. Her ülkenin bir şekilde 28 Şubat’ı oldu. Türkiye ile aynı zaman dilimleri içinde Fas’tan Endonezya’ya kadar bir çok ülkede terörle mücadele üsleri kuruldu, ortak operasyonlar yapıldı. Tehdit ortadaydı ve bu tehditler öncelikle Müslüman ülkelerle birlikte mücadele edilmeliydi. Yazının devamı için tıklayınız>>> Yeni Şafak |
Popularity: 1% [?]